Dil ve Felsefesi

“Dil nedir ki? Kimse bana sormayınca, biliyorum.
 Birine açıklamaya kalkınca da bilmiyorum”
Nermi Uygur.
“İnsan doğası gereği bilmek ister”
Aristoteles
BAŞLARKEN

Dil! Deyip geçmeyelim. Bizler dili konuşmaya başladığımızda, onun içine çoktan doğmuşuzdur. Dili, en sıradan yetimiz olarak kendi doğallığı içinde kullanırız. Ancak dilimiz üstüne düşünmeye başladığımızda, ne kadar karmaşık, geniş ve tartışmalı bir alanda olduğumuzu fark ederiz.
Burada, dil üzerine  yapılan çalışmaları temel alarak, dilin genel bir görünümünü vermeyi deneyeceğim. Daha sonra, felsefece düşünmenin dil olgusuna yaklaşımı konusunda görüşleri özetlemeye çalışacağım.

Metin, alan dışından bir meraklının, anlama çabası olarak değerlendirilmelidir. Her alt başlığın bağımsız bir alan oluşturduğunun bilincinde olarak, dikkatimizi alanlararası ilişkilere çekmek, metnin amacını oluşturmaktadır.

Dil gerçeği, dirimsel (biyolojik), fiziksel, tinsel, bireysel, toplumsal, tarihsel, estetik birçok etken ile ilişkilidir. İnsana yönelik tüm anlama çabalarında var olan sorun,“dil” için de söz konusudur. Dil sonuçta, kendini kullanarak, kendini  betimlemeye, bilmeye, yorumlamaya,  anlaşılır kılmaya çalışır. Dil üstüne düşünme, kimi durumlarda, “üstdil” dediğimiz  dile getirme katmanı ile olanaklı hale gelmektedir. Ayrıca, “dil”in gerçekliği yansıtmadaki sınır ve olanaklarının, kendini betimlemesi ve anlamlandırmasında da  söz konusu olduğunu belirtmeliyiz.



“Dil” üstüne düşünmeye başladığımızda, bir çok soru ile karşılaşırız.
-Dil nedir?
-Ne zaman konuşmaya başladık?
-Bu kadar çok dil hangi koşullarda ortaya çıktı? ( Dünya üzerinde 5-6 bin dil olduğu tahmin edilmektedir.)
-Dillerin farklılığının nedeni nedir?
-Dil aileleri arasındaki ilişkilerin kökeni nedir?
-Dilin değişimi ile tarihsel koşulların ilişkisi nedir?
-Dillerin birbirine çevrilmesi olanaklı mıdır? Olanaklı ise ne gibi sınırlar söz konusudur?
-“Dil” in, iç ve dış gerçekliği, yeterince betimleme ve yansıtma gücü var mıdır?
-İletişim aracı olarak dilin işlevi ve sınırlılıkları nelerdir?
-Dil ile doğa, dil ile kültür arasındaki gizemli ilişki nedir?
-“Dil” imiz düşünceleri tam olarak yansıtabiliyor mu?
-Anlam nedir? Anlamak nedir?Anlatmak nedir?  Dil ile ilişkileri nelerdir?
-Dili kullanırken, ne tür bir etkinlikte bulunuruz?
-Anlamı taşıyan temel birim nedir? Sözcük mü? Tümce mi? Metin/söylem mi?
-Dillerin yapısını ortaya koyacak, diller üstü, evrensel bir dilbilim kurmak olanaklı mıdır?
-Doğumdan sonraki süreçte, konuşma yeteneğini nasıl kazanırız?
-Dili kullanmamızın aygıtsal işleyişi nedir?
-Dil yetimizin doğuştan gelen yanı var mıdır?
-Dilsel süreçte çevrenin etkisi hangi boyuttadır?

Dil olgusunun değişik yönlerine değinen, herhangi bir sistematik gözetmeyen bu sorularımızın yanıtları, değişik alanlardan farklı araştırmaların konusunu oluşturmaktadır.
Dil çalışmalarının tarihsel sürecine bakıldığında, her şeyden önce pratik kaygıların öne çıktığı görülür.
“ Yeryüzünde dili ele alan çalışmaların bilinen en eskileri Eski Hint’e,Eski Yunan’a kadar uzanır. Dil konusuna ve dilin işlenmesine yönelmede başlıca iki etken rol oynamıştır. Bunlardan ilki, dindir. Dualara ve dinle ilgili metinlere gösterilen özenin dil çalışmalarını kamçıladığını söyleyebiliriz. Bilindiği gibi, bir duanın yanlış okunması, yanlış değerlendirilmesi hiçbir dinde hoş karşılanan, doğru bulunan bir şey değildir.
Kutsal kitapların, dine ilişkin metinlerin kuşaktan kuşağa doğru aktarılabilmesi için çaba harcanmaya başlanmış, birtakım yazım ve okuma kurallarının konmasına çalışılırken de dilbilgisi  kavramları belirmiş, bunlar üzerinde durmak gerekmiştir.” (Aksan,1995:16)

Doğan Aksan’ın değindiği, dinsel etken bağlamında, Eski Hint’te köklü bir dilbilgisi geleneğinin yerleştiği biliniyor.

Eski Yunan’da M.Ö. VI.yy. dan başlayarak dilbilgisi, dilbilim ve bugünkü dil felsefesinin çerçevesi içinde görülen konular, düşünürler tarafından gündeme getirilmiştir.

Dilbilgisi kavramlarının belirlenmesi, kuralların konulması, daha çok Aristoteles döneminde olmuştur.

Daha sonra “diller” üzerine çalışmalar yapılmıştır.
XVII.yy.da Paris’teki Port Royal Okulu öğrencileri için hazırlanan “Port Royal Dilbilgisi” (1660) dil-mantık ilişkilerini ele alarak, dil incelemelerine yeni boyutlar katmıştır.

Dil olgusunun değişik görünümlerine yönelen tanıdık isimler arasında; Bacon, Leibniz, Herder, Humboldt gibi düşünürlerin isimlerini görüyoruz.

XX.yy. a kadar daha çok tarihselci ( artsüremli) bakış ile ele alınan  dil, XX.yy.ın başında İsviçreli dilbilimci F. de Saussure tarafından “yapı” olarak görülmüş ve betimlenmiştir. Saussure’ün öncülük yaptığı, tarihsel bakışı ikincil konumda gören, dilin belli bir süre içindeki yapısını çözümleyen ve elde edilen bulguları betimleyen görüşler, dilbilim çalışmalarının temelini oluşturmuştur. Daha sonra N. Chomsky’e uzanan süreçte  araştırmalar,  yüzey yapılardan derin yapılara doğru ilerlemiştir.
Dili nesne edinen disiplinlerin başlıcalarını bir tabloda görelim


DİLBİLGİSİ
Bilindiği gibi okul sürecimizde,  dile  ilişkin karşılaştığımız ilk disiplin “dilbilgisi”dir. Dilbilgisi, bir dilin işleyişini ve sunduğu düzeni ortaya koyan, özellikle de biçimbilimle sözdizimi kapsayan incelemedir. O her şeyden önce dilin doğru kullanımını öğretmeyi amaçlar. Dilbilgisinin diğer önemli bir yanı da  düşüncelerimizi “doğru” aktarmanın bilgisini vermek iddiasında olmasıdır. Bu yönüyle felsefenin de alanına girer.  Aristoteles’in ve Platon’un dilbilgisi oluşturma çabasını hemen hatırlayalım.

Dilbilgisinin, dilsel kullanımın kimi yönlerini  kurala bağlayarak, bir standart oluşturmaya çalıştığını da dikkate almalıyız.

İnsanlar belli bir aşamada,  değindiğimiz gerekçelerle, dilin kurallar bütününü yazıya geçirmeyi düşünmüşler ve dilbilgisi çalışmalarını başlatmışlardır.


DİLBİLİM

Doğa Felsefesi ile fizik ya da kimya arasındaki ilişki, Dilbilim ile Dil Felsefesi arasında da kurulabilir. Dilbilimin birçok konusu Dil Felsefesi ile örtüşmektedir. Yaklaşımların farklılığı felsefenin kendine özgü bakışından kaynaklanmaktadır.

Dilbilim, dil yetisinin ve doğal dillerin incelenmesidir. Dil yetisinin insanın evrensel bir özelliği olduğu unutulmamalıdır. Diller ise  özeldir ve sürekli değişime uğrarlar.
“Dilbilimin ve dilbilimcilerin görevi , bir dilsel topluluğa ait bireylerin zihinlerindeki ortak özelliği etraflı bir biçimde tanıtmaya çalışmaktır. Yakından incelendiğinde bu ortak özelliğin son derece karmaşık olduğu görülür” 
“Sözcüklerin oluşumunu sağlayan sesbilgisi kuralları yanında, anlam ve dizimlerin oluşmasını sağlayan biçimbilimsel kurallar da vardır. Buna bağlı olarak, anlambilim kurallarının da unutulmaması gerekir “ (Kıran,2002:39)

İşte tam burada, dilin biçimsel yapısı ile dilin anlamsal yapısı arasındaki ilişkinin varlığı gündemimize geliyor. Felsefece düşünmenin de yöneldiği “anlam” konusu, dilbilimcilerin düşünür, düşünürlerin dilbilimci olduğu ortak bir alanda yer alıyor. Biz burada sadece ilişkileri gösteren özet tablolar ile yetineceğiz


Anlambilim

Felsefe ve göstergebilim ile bağlantısı nedeniyle “anlambilim” üzerinde biraz daha duracağız.
Anlambilim, doğal dillerdeki anlam alanını incelemektedir. Anlambilim araştırmaları daha çok “sözcük” temelinde gerçekleştirilmiştir. Konuşmanın amacı, anlam aktarmaktır.

“Yapısal anlambilim çalışmaları, anlambilimin yöntem açısından en verimli aşamasını oluşturur. Söz konusu yöntem, özellikle A.J.Greimas’ın çevresinde gelişen araştırmalarla göstergebilim kuramının doğmasına yol açmıştır.”(Kıran, 2002:239)

Anlambilim dil göstergesinin (aşağıda gösterilmiştir) “gösterilen” inini incelemektedir



Toplumdilbilim.



Ruhdilbilim

Ruhdilbilim, konuşan birey ile bireyin kullandığı dil arasındaki ilişkileri çözmeye çalışır. Bu bilim dalı, iletiler ve bu iletileri aktaran ya da alan bireyi birbirine bağlayan ilişkilerle ilgilenir. Ruhdilbilim, iletişim sürecini, sözlü çağrışımlar, küçük çocukta dilin öğrenilmesi sorununu, düşünce ile dil arasındaki genel ilişkileri inceler.
(Kıran,2002:270)

Dilbilim Kuramları

Dile bir yapı olarak yaklaşan, F. de Sausure’ün açtığı yolda ilerleyen ve dilbilimi faklı biçimde kavramlaştıran görüşlerin özetini aşağıda veriyoruz. Dilbilimci kuramların ve  dile felsefece yaklaşımların birbirlerini yakından etkilediklerini, akımların birbirini izleyen süreçlerinde görebiliriz.


Bazı belirlemeler:

F.de Saussüre’ün “Genel Dilbilim Dersleri” başlığıyla, ölümünden sonra öğrencileri tarafından kitaplaştırılan yapıtındaki önemli belirlemeleri, dil felsefesini de ilgilendirmesi açısından,  başlıklar halinde görelim:
-Dilbilim betimsel bir bilimdir
-Sözlü dil önceliklidir.
-Dilbilimin görevi, ulaşabildiği dilleri betimlemek, bu dillerin tarihsel gelişimini incelemektir.
-“Dizge” dile bakışta en  önemli kavramlardan biridir.
-Dilde yalnız karşıtlıklar vardır
 “Genel Dilbilim Dersleri” de üzerinde durulan ikili karşıtlıklar:
    - Dil/Söz
    - Artzamanlılık / Eşzamanlılık
    - Dizisel ve dizimsel ilişkiler.
    - Töz ve biçim.
    - Anlam ve değer.
“Göstergeleri  birbirine yaklaştıran ya da onları birbirinden ayıran benzerlikleri ve farklılıkları görerek bir dil göstergesine yani bir sözcüğe kesin bir değer verilebiliriz. ‘Nehir’ sözcüğü, ırmak, akarsu, çay, dere gibi sözcüklere göre değer kazanır.” (Kıran, 2000: 125)


Metindilbilim

“Dilbilim ile yazınsal çözümlemenin ara hattında metin dilbilim gelişmiştir. Bu yeni dal, tıpkı eski biçembilim gibi, betimsel ve eleştirel bir bakış açısıyla kendini çevreleyen toplumsal yapılarla ilişkileri içinde ya da dışında bir metnin değişik yapılarını ortaya koymaya çalışır.” (Kıran, 2002:279)


BBerksan



4 yorum:

  1. Üstadım bu bloğun kitabı olsa çok daha iyi olur kitap olmadan bunu anlamak zevksiz lütfen bunu bir kitap haline getirin çok makbule geçer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugünkü koşullarda ne yazık ki çok zor.

      Sil