Yeni Medyada Mit, Akıl, Anlam

Fatima LASAY*
Çeviri: Gökçen YAŞAYAN
Boray TEK

Mit doğaüstü öğelerin geleneksel hikayesidir. Mit genellikle çeşitli psikolojik, fiziksel ve doğal fenomenlerin kökenlerini açıklar. Mitler, mitlerin detayları ve anlamları, hayatın karmaşıklığını ve ince ayrıntılarını insanların görmesine ve belki anlamasına olanak sağlar. Mitler ayrıca, hayal gücünün ayrı düzenler içindeki varlıksal ve soyut formunu tek bir gerçeklik içinde nasıl bir araya getirebildiğini açığa vurur.

Bugünkü insan durumları son derece aradadır ve teknolojik donanımızın aynı anda her yerde bulunması bizi görüntü ile sebep, estetik ile anlayış arasında taşıyıp durur. Bu mesafe ile karşılaştığımızda, hem hayal gücümüz hem de pozitif bilgimiz tekrar mite döner.

“The Story of Lynx” adlı yapıtında Claude Levi-Strauss, dünyanın kökenleri ve olgunlaşması hakkında düşünmenin ve konuşmanın en eski bilimi olarak mite işaret eder; bugün tekrar mitolojik düşünmeyi güncel kılmak için, bilimsel atılımlar ve sınırlamaların bilimle diyalogumuzu kışkırtması gibi.

“Artful Science” adlı yapıtında Barbara Stafford, Aydınlanma’nın keyifli öğrenimi gösterimini, tekrar görüntülerle düşünme içine yerleştirmeyi öneriyor ve bunu “örüntü tanımanın ve görsel tasarımın demokratik hermeneutiği” olarak adlandırıyor.

Şu anda “yeni medya” olarak adlandırdığımızın doğasına yerleşmiş görsel teknolojiye ilişkin gerilimler ve çelişkiler, Lev Manovich’ın “Language of New Media” adlı yapıtında söylem grameri bulabilir. Yeni medyanın birimselliği, değişkenliği ve algoritmik yapısı ve makine’nin kültürde ontolojik, epistemolojik ve pragmatik etkisi kısmen Stafford’un görsellikle kargaşa olarak ne gördüğünü, gerçek ile aldatmaca arasındaki gerilimi ve “güzel yapılmış iş üreterek aldatan olarak artist”i açıklayabilir.

Manovich, altında yeni medyanın görülebilir olduğu sinemanın kavramsal merceği temelli bir dili sunarken, Stafford’un yirmi birinci yüzyıl yeni aydınlanması modern görsel kültür tutulmasına yakalanan bazılarına taze fikirler önerir. Ve bazılarımızda her zaman pedagojik olanakların oral-görsel kültürün içerisinden geldiğini ve makinelerin soyutlamaları görselleştirip somut kılmasının bizim “ilksel” mitolojik yollu düşünmemizin sade örnekleri olduğunu düşünür.

Anlamın yeni imgesel dünyalarının yaratımında yeni medyanın nasıl kullanıldığının örüntüsünü gözleyerek, mitlerin ve onların anlamlarının kavramsal dünyası içerisinden yeni medyaya bakmaya başladım. Bir sanatçı olmama rağmen, mitosların kendilerinin kullanımı, belirgince benim işimde ve diğer insanlarla birlikte çalışmalarımda rol oynar. Bu pratik boyunca, yeni medya ve yeni medya sanat pratiklerinde kavranılan kritik düşünceler olarak mit-yapma ve orijinal fikrin arketipinin önemini takdir etmeye başlamıştım.

Bu makalede, içinde günümüze ait imgelemi ve söylemi motive etmede mitlerin kullanımı ve önemini içeren yeni medya yüklenimlerinin üç örneğini sunacağım.

Kapanışta Ifugao mitindeki bölünmüş çocuğun, yeni medyadan üç pratisyen tarafından çapraz-disiplinli işlerin dinamiklerinin analizinde kullanılışını sunacağım.
"Gimokud, the Melting Soul” (Gimokud, Eriyen Ruh), otuz-iki sanatçı tarafından on farklı ülkeden yirmi üç katılımcının ruhlarının görselleştirildiği web temelli toplu dijital serginin konu başlığıdır. Online sergi 14 Şubat 2001’de tamamlandı, elli iki dijital eser sunuldu. Her bir eser ruhun kesintiye uğratılmış varoluşu ile ilgili eski Filipin mitinin görselleştirilmesidir.


Mite göre, ruh, ya da gimokud, geceleyin alışılageldik varlığını sürdürür ve güneş doğduğunda, bir yaprağı koparır, ona bir kayık şekli vermeyi aklına getirerek bir kap gibi kıvırır, kendini onun üzerine oturtur, güneşin sıcak ışınları onu suda eritinceye kadar bekler. Sadece ölülerin toprağı üzerinde karanlık yayıldığı zaman, gimokud, aktif varoluşuna devam eder.
Gimokud’da katılımcılar, eğer bir gimokud olarak yolculuk yapmaktaysalar, ruhlarını, var oluşlarının dijital imgeleri ve beraberlerinde getirecek oldukları nesnelerin dijital imgelerini yüklediler. İmgeleri alanlar, gimokud’unun oturacak olduğu yaprak kabını yaratacaktı.
Gimokud’u “İnternet Ruh Projesi” olarak adlandırıyorum, çünkü ilk olarak baştan sona internet üzerinden yapılmıştır – metinlerin, görüntülerin ve fikirlerin değiş tokuşu, internet e-postası ve web temelli biçimlerde oldu; ikinci olarak Gimokud, görsel alanda kimlik, kişiyi simgeleyen resim veya simge (avatar) dinamiklerinin araştırılması projesiydi.
Proje, ruhu merkeze koyarak, tamamlaması için katılımcıların arasında güven ve ortak işbirliğini gerektirdi. Projedeki katılımcılar kesintiye uğratılmış var oluşlarını yapraklara oturtmak için ruhlarını sanal uzaydan yabancıların ellerine koymak zorunda olacaktı. Gimokud'da siber uzay, "büyük ülke", insanlar - hayvanlar ve cansız nesnelerin "Ruhlara dokunan ortak ilkel düşünceler ile oldukça uyumlu mitsel durumu" olabilir. Gimokud'da, biz, mitosun ve internet'in birbirlerine ne kadar yakınca aktığı ve mitosların, yorulmak bilmez şekilde siber uzayda avatarlarını nasıl bitirdiğini gördük.
Görsel ve fiziksel dünyada varoluşun ikililiği, yeni medya ve miti yakınca bir araya getirdi. Sanal dünyadaki işlemlerin birçoğu, bizim nesneleri ve süreçleri kavrayışlarımızın fiziksel uzantılarıdır. “The Power of Myth” de, Joseph Campbell mitin, metafor ve şiirin gücü olduğunu ele alır; mitin kendisi asıl itibariyle yanlışken, metaforik olarak doğrudur. Gerçek boşluktaki yolculuğumuz, paylaşılan bir mitolojiden kök almaktadır; görevlerine hizmet etmesi için metaforu devreye sokan, kolektif insan tecrübesinden oluşan evrensel arketip bir akarsu. Dünyevi fiziksel dünyada varoluşumuzdaki, teknolojik aletlerimizin dokunsal bilişsel ve grafiksel ara yüzlerinin tümü metaforlardır; bu ara yüzler, makinenin ve onun makinesel dilinin arkasında çalıştığı perdelerdir.
Madde ve duyulamayan prototipler arasında bu ilişki, "Ethermorph: : The Shaman Acquires Her Powers through Initiation” (Enteromorf: Şaman, başlatma yoluyla onun güçlerini elde eder") olarak adlandırılan başka bir web temelli yeni medya işinde keşfedilir. İnternet ağı kurgusu “Machinelanguage” (makine dili) olarak adlandırılan fiziksel sergiden kaynaklanır.
"Ethermorph", erken doksanlı yıllarda kullanılan bir terimdir, eski internet ağı tarayıcılarında ağ sitelerinin devamlı ön belleğe alınması problemine karşılık gelir. Tarayıcılar öncelikle ziyaret edilmiş web sitesinin o anda görüntüsü ile ön bellekte saklanan şeklini karıştırmakta, bilgi iletimini çarpık ve yanlış yapmaktaydılar. Yeni tarayıcılar geliştirildiğinde ise problem çözüldü.
"Ethermorph" çalışmasında, sergi açıldığında konukların dijital fotoğrafları alındı ve çoğunlukla bir şekil dönüşme tekniği ile şamanik başlatma ayinlerinin dijital betimlemelerine dönüştürüldü. Kişiyi, onun ayna yansımasına dönüşmenin süreci, ayrıca şamanik başlatmalarının tipik özelliği olan kişisel soğurmanın (self-absorption) simgesidir. Sonuçlar görünmeyenin görülür kılındığı on beş dijital görüntünün web temelli yüklemeyle gösterimidir.
“The Truth and Life of Myth: An Essay in Essential Autobiography” da, Robert Duncan mit anlatıcısını, dirençli dudaklarına karşı, anlatıcıyı anlatmaya zorlayan hikayeyi mırıldanan kişi olarak tarif eder. Duncan’ın şamanı, evreni bir canlı gibi kabul eder, bir gizemci ve bir paranoyak olarak; dünyasının, anlamların dünyası olduğundan tamamen bilgili bir oluş. Ethermorph'ta, şaman, elektronik çağda bağlantılı(lanmış) insan (wired-man)  için arketiptir, muhtemelen, "Agenbite of Outwit" de Marshall McLuhan'ın önerdiği gibi merkezi sinir sistemi dünya boyunca yayılmış adamdır. Teknoloji putperestliği, anlayış olmadan büyü, eğer şamanımız yoksa psişik bir uyuşukluk sağlar; şaman, psikozlu, toplumlarının iyileştiren kimsesi McLuhan'ın sözleriyle bize “daha önceki oluşları ve başarıları yok etmeden, yeni teknolojiyle yaşamanın yollarını” gösterir.

Ben bugünü David Cave’in  “Mircea Eliade’s Vision for a New Humanism” da işaret ettiği gibi bir tür yeni hümanizma olarak görüyorum. Cave’ın bahsettiği modern kişi, örnek modeller ve arketipler tarafından bilgilendirildiğinde, dünyada çoğul, evrensel, bütünsel ve kozmik oluşlu modern bir kültür oluşturacak. Sosyal parçalanma ve bireysel yabancılaşma, genellikle ilerleyen teknolojilerimizin ardında çekiliyormuş gibi, göz kamaştıran grafiksel ekranlarımız etkisi altında görülür, sadece değişik fikirleri bağdaştırmaya, birleştirmeye çalışan (syncretist) mitolojik temelde,  yüksek ölçüde bölünmüş ve kırılmış dünyamıza aradığımız yapı ve anlamı getirebiliriz.
Elektronik çağ aynı zamanda, bilginin bize anlam ifade eden türlü yollar ile görselleştirilebileceği aletler vermiştir. Bu doğal olarak sağlanan bilgi görselleştirme aletleri ve diğer yeni medya teknolojileri, tamamen ilgilisiz görünen disiplinlerin arasında köprüleri oluşturmaktadır. “Myth and Philosophy: A Contest of Truths” da Lawrence J. Hatab, mitos ve mantığın arasında katı ayrılığın, sonuç itibariyle savunulamaz olduğunu tartışır, mitos içinde tutarlılık, form, ve mantık olduğunu söyler. Hatab, “bizim kapsamlı nesnelleştirme, ölçme ve makineleştirme çağımızda bile, bazı mitsel motifler tarafından rehberlik edildiğinin görülebilir” olduğunu tartışır. Teknolojilerimizin erişilebilirliği, sanatta çapraz-disiplinlerle çalışma potansiyelini her zamankinden daha çok sağlar.
Yeni medyada “Geocentricity, the Earth as Center” olarak adlandırılan projede, jeolojik bilimler ve yeni medya teknolojilerini birleştiren sanatçılar çalışmaktadır.
Yermerkezlilik’de (geocentricity), fineArt forumu görevlendirildi ve ev sahipliği yaptı, şimdi Leonardo Galerisinin parçasıdır. Web-temelli sergide, Filipin adası yerlisi olan yedi dijital sanatçı, dünya fenomeni ile önceden tahmin edilemeyen ve dinamik olan sistemin düzenini yapan mitolojilerin on üç görünümünü sundu. Sanatçılar, bilimsel ve kültürel veriyi kullanarak görüşlerini yorumladı.
Filipin Volkanoloji ve Sismoloji Enstitüsü’ndeki bilim adamları ile buluşmak, projenin tamamlamasına ilişkin olarak, hem sanat hem bilim pratisyenleri için çeşitli disiplinlerin çapraz sorgulamasını sağladı. Gözde canlandıran ve doğal olguları tahmin eden laboratuar tip deneyleri, anlamaya ve iletişime olanak tanır, ayrıca keşif, yaratıcılık, sentez, temsil ve görünmez veya ulaşılamaz olguların kavranılması için zemin sağlar. Sanat-bilim ilişkisi, burada açık olur.
Görünüşte en ayrık disiplinler, birbirlerine yeni medyada bilginin kod çevrimi (transcoding) yoluyla eriyerek karışmaya devam ettiği gibi, eğer biz, görüntüsel kavrayış ile bu gelişmelere yaklaşırsak mitolojik düşünceye döneriz. Örneğin, elektronik ara yüzlerin tasarımında veya web-temelli yerleştirmelerin inşasında, ilgimi çeken, yeni medya tarafından yalnız kod çevrimi olmadan, hissedilir form ve önemsiz nüanslar adreslendiğinde gerçekliğe erişimde nasıl davranıldığıdır. Biz, sibernetik dille dolu rasyonalist zihniyetiyle fakat anlam kısırlığı ile simgelenmiş olarak buna yaklaşabiliriz. Veya alternatif olarak, Ananda Coomaraswamy'ın sözcüklerinde olduğu gibi, "duyularının doğrudan haber vermediği manevi prototiplere karşı, şeyleri malzeme ve akla uygun şekilsel benzerler olarak görmek”.
 “The Door in the Sky” da Coomaraswamy sanatın pratiği, ne geleneksel seküler bir faaliyettir der, ne de dokunaklı "ilham" meselesidir, daha çok metafiziksel bir ayindir. Böylece, sanat ve derin düşünce arasına hiçbir mesafenin çekilmediği gibi, "sadece insanüstü kaynaklı resmi ilk şekiller değildir". Dahası, Coomaraswamy, bir derin düşünce olarak görüntünün muhakemesini tanımlar "ve aslında sadece, bir özümsemede tamamlanabilir. Bizim doğamızın bir dönüşümü gerektirilir." Mitsel kurguların hemen terslerini oluşturduğundan dolayı, özümleme boyunca bu dönüşüm, bölünmüş çocuğun arketipinde görülebilir.
Filipin Ifugao kültüründe, ebeveynleri gök ve yeryüzü olan, "bölünmüş çocuk" olarak konuşan bir mitos vardır. Benguet ilinde doğmuş ve yetişen Ovug isimli bu çocuğun gök-dünyaya çağrıldığı gün gelir. Benguet'in insanları, çocuğu bırakmayı reddeder ve bundan dolayı, çocuğun babası Tanrı Dumagid, bir bıçağı alır ve çocuğu eşit parçalara çocuğu böler — gökler için bir parça ve yeryüzü için diğeri. Her iki parça da, ayrıca gökyüzünde gök gürültüsü ve yeryüzü üzerinde yuvarlanan yıldırım seslerinin sebep olduğu yeni hayatı almaktadır. Bu muhteşem ışık ve ses gösterisi kulak ve göz zevki için bölünmüş çocuğun orkestrasyonudur.
İşte, çapraz disiplinli ve çapraz-kültürel işçi olan sanatçının ortak çalışma sureci ve göreviyle beraber gördüğüm mit ve gelenek budur – yani Ovug, bölünmüş çocuk. Ovug’da kritik bir ruh göçü vardır, ruhlar bölünür ve başka bir yere yerleşir, hem gökyüzünde hem de yeryüzünde ortaya çıkmıştır ve bedensel olarak iki bağımsız varlığa ayrılır. Benzer şekilde, bireysellikten ortak çalışmaya geçildiğinde, sanatçının kimliği bölünür, her türlü kişiliği oluşturan her türlü şey başkalaştırılır veya bırakılır. Üstelik gök gürültüsü ve yıldırım gibi her iki varlık, ışığın ve sesin tek bir sempozyumu gibi rol oynamalıdır.
Ama sanatta ortak sürecin karmaşıklığı gerçeğinde ve karşıt disiplinli pratikte, bölünmüş çocuğun mitosu yalnızca “keskin ve çoğul” ilişkide başlamaz ve bitmez. Gök dünyadan ilk dönüşünde, Dumagid, karısı Dugai’yi yanında getirmek için zorlandı ve dönüşlerine kefil olarak çocuklarını bıraktı. Bu, Ovug'u bırakmayı ve hiçbir insan Gök-dünyadaki patikadan dönemediği için Dugai'yi feda etmeyi ifade etti. Yaratıcı işbirliği aynı zamanda yaratıcı süreçte eros ve zarureti teslim eden ve tüketebilen hesaplanmamış riski yaratabilecek kadar kör amaçlı da olabilir; sanatlarda çapraz-çalışma, alışılmamış bölgeyi (veya fazla bölgeyi) beslemeyi ve alınan güçlerin teslimiyetini ifade edebilir.


Görsel sanatçı Noell El Farol ile söyleşilerde, Dumagid ile gökyüzüne doğru tehlikeli yolu alan cesaretli Dugai belirgin biçimde Noell’in projesi olan, "Hukay" olarak adlandırılan eski defin yerlerinin arkeolojik bir ses kaydında biçim alır. Arkeolojik çalışmalarla bağlantılı olarak, Noell, alanda uzmanlarla işbirliğinde çalışmaktadır. "Hukay", yaşayan ve ölü arasında, geçmiş ve gelecek arasında, aydınlığa çıkarılan konuşmaları ve yönlendirme işaretlerini içeren yolculuktur.
Yakın bir geçmişte, her ikisi de Filipin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde meslektaş olan Noell Farol ve Roberto Feleo'yu “Artifact Reassembly” başlıklı arkeoloji-yeni bir medya yerleştirmesinde işbirliği yapmak için davet ettim. Yeni medya ve arkeoloji bağlantısını düşündük, yeni medya teknolojileri sanatsal işte önemli ortamlar ve süreçler olduğu için, ideolojilerin, medya ve teknolojik dalgalar tarafından nasıl taşındığının aydınlatılan bir anlayışıyla algılamak ve yönlendirmek gerekmektedir. Farklı disiplinlerden geliştirilen teoriler şimdi artan hızla birbirlerine göç ediyor ve teknolojinin kabulü disiplinler arası ara yüzleri sağlıyor. Temel kabulümüz insan idrakinin arkeolojik yapılardan çıkarıldığıdır, insan evrimi biyokültürel geri besleme sistemi olarak görülen kültürel ve teknolojik evrimle bağlantılıdır. Yüksek ölçüde aracılı bir kültürde, sanatçılar şimdi, toplumdaki kararlılığın nedenini açıklamaya ve değişikliğin desenlerinden haberdar olmaya ihtiyaç duyar. “Artifact Reassembly” de, ilk insanların yaptığı sanat eseri, eski göreneklerinin fosilleştirilen bir kemiği değildir, ama neyin damıtıldığının ve neyin ölmüş olduğunun tekrar yalaması ve eğlencesidir; diriltilen Dugai'dir.

Ifugao mitosuna geri dönersek, Dumagid'in, ormanda yalnız bir yürürken gelecekteki karısıyla karşılaştığı söylenir. Çapraz-pratisyen için, transandant zemine basan biri, çeşitli disiplinlerin bileşimlerinin yeni stratejileriyle muhtemelen karşılaşacaktır ve “sevgi ile içeri taşınmak” için kendini bırakacaktır. Müzik ve matematik olası evliliği Rowena Guevara’da yer aldı, UP Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Kürsü Başkanı. Gev bana şöyle açıkladı: "Yüzeyde, mühendislik, müziğe çok fazla katkıda bulunur, sadece biraz bahsetmek gerekirse — akustik, kayıt, sentez ve analiz, daha derin bir düzeyde, Gev inanıyor ki, "müziği yapmak, mühendisliğin bir formudur. Tasarımı (temanın düşüncesini oluşturmak, form, enstrümantasyon ve diğerleri), ilk uygulama (müziği yazmak), simülasyon (klavyede müziği denemek), tekrarlama (müziği tekrar yazma), ve son uygulama (performans veya müziğin kaydı) içerir”.

Gerçek mitsel düşünce, yüzeysel olmayan düzeylerde bu ilişkileri görmemizi sağlar. Tabii, bu mitosta, kendi çocuğunu yarıya kesen Dumagid'in olgusu vardır. 1979'da, görsel sanatçı dokümanca az gelişmiş olan Al Manrique, Samar’a, Leyte’ye ve Cebu’nun gecekondu bölgelerine atandı. Üç yıl önce onu ziyaret ettiğim zamanın, Al, yirmi yılını kapsayan fotoğrafçılıkta, negatif dijitalizasyonuna kalkışmıştı. Aynı zamanda dijital görüntülerde, "Latay" dizisi üzerinde çalışmaya başlamıştı. Dumagid gibi “Latay” da, gönüllü bir şekilde yarısının gök dünyada, diğerinde yeryüzünde yaşaması için vücudu bölmektedir, Al Manrique, "dokümanların ötesinde sanatı yaratmanın dijital suaresi" ne katılması amacıyla diğerlerini davet etmek için onu yazarlığın açık kaynak modeli olarak alır. "Latay", en affetmez koşulların altında geliştirilen ve depolanan yüzlerce negatiften, bir çağın dokümanlarından gelir, restore edilmeyi bekliyorlar ve bu süreci Al başka bir hayat süresinde bitirebilir. Eğer, tabii, bölünmüş Ovug, ortak çalışmanın ruhunda negatifleri dijitalize ederek, değişken ve durmaksızın çoğaltılabilir karşılıklarına tekrar canlandırılmazsa, başkaları da onları daha fazla görsel formların yaratılmasında kullanabilir.

Bölünmüş olan çocuğun mitosu, sadece yıldırımın veya gök gürültüsü, gökyüzünde biten bir oyun veya hikaye değildir. Claude Levi Strauss'un, "The Story of Lynx” de dediği gibi, biz, mitosların bize sadece çoktan-tükenmiş-oyun teklif ettiğini düşünmemeliyiz. Mitler, yorulmak bilmezdir; tekrar anlatıldığı veya okuduğu, oynandığı ya da görüldüğü her defasında yeni bir oyuna başlarlar. Mitosun "primitif" gözlerinde, her gün yeni anlamlar yaratan sanattan daha fazla mantık veya gelenek vardır, ilaveten modern teknolojik buluşlara veya sentetik felsefi yansımalara daha paraleldir.

Tarihsel bir perspektiften bilgisayarlara, dijital ve elektronik medyaya baktığımızda, “As We May Think” (“Biz Düşünürken”) denemesinde Vannevar Bush tarafından öne sürülen konseptte "Memex" olarak adlandırılan bir şeyi hatırladım. “As We May Think” ikinci dünya savaşından hemen sonra 1945'te yayımlandı ve kavramsal bir alet olan "Memex"i tanıttı. Memex "barışçı aletler" olarak adlandırdıklarımızın ilki kabul edilir ki Amerikalı bilim adamlarının savaş esnasında yok etmeye dair uğraşlarından sonra geliştirdikleri ilk nesne olduğunu savunur. "Memex", bugün masaüstü bilgisayarı olarak bilinen şeyin kavramsal modeliydi ve bilgi çapının altyapısıydı; “(insan) hafızasına gelişmiş ve yakın bir ilave” idi. Aslında, protez bir alet, insan beyninin bir uzatma ve artışıydı.

“The Way We Think” den sonra biçimlenen bugünün "Memex"i, neticede tartışılmasının yeni didaktik ve epistemolojik problemler açtığı yeni anlamlar ve durumların ezici bir dünyasını böyle yarattı.
“Artful Science” da Barbara Stafford geç yirminci yüzyıl gelişmelerinde, "otomatik simülasyonlar ve makineleştirilmiş yetenek" in çağını betimler; O, onların doğululaşan teknolojisinin yüzünde, batı dünyasının görsellikte tutulmasını resmeder. Burada, Stafford, ortak ritüeller ve genel sorunlar ile görsel teknolojilerin tekrar bağdaştırılması ihtiyacını dile getirir.
Ben, bunun mitolojik düşünceye bir dönüş olduğunu düşünüyorum ki Asyalı tecrübede yatak kenarımızdaki damada sade(ce) bir dönüş olan bir dönüş.
* College of Fine Arts, University of the Philippines, Diliman, Quezon City, PHILIPPINES

REFERANSLAR
BILL, MAX, The Mathematical Approach in Contemporary Art.
http://www.solo.com/studio/am/tmacia-all.html
BUSH, VANNEVAR, “As We May Think.” The Atlantic Monthly, Volume 176, No. 1, July 1945.
COOMARASWAMY, ANANDA K., The Door in the Sky, Coomaraswamy on Myth and Meaning. Selected and with a preface by Rama P. Coomaraswamy. Princeton, New Jersey: Princeton University Press, 1997.
DEMETRIO, FRANCISCO R., GILDA CORDEROFERNANDO, and FERNANDO N. ZIALCITA. The Soul Book. Quezon City: GCF Books, 1991.
DUNCAN, ROBERT, The Truth and Life of Myth: An Essay in Essential Autobiography. FreemontMI: Sumac, 1968.
FAROL, NOELL EL, ROBERTO B. FELEO and FATIMA J. LASAY, Meeting at the ElectronicInterface: Artifact Reassembly through New Media Art
http://digitalmedia.upd.edu.ph/artifact_dmf.html
FISHWICK, PAUL A., Aesthetic Computing. Department of Computer and Information Science and Engineering, University of Florida. December 2000.
http://wwwcise.ufl.edu/~fishwick/cap6836/artcomputer.htm
GEORGES, JEAN, Signs, Symbols and Ciphers, Decoding the Message. London: Thames andHudson, 1998.
HATAB, LAWRENCE J., Myth and Philosophy: A Contest of Truths. LaSalle: Open Court, 1990.
KUSPIT, DONALD, “The Problem of Art in the Age of Glamour.” Art Criticism, 6 No. 1, 1989.
LASAY, FATIMA J. An Internet Soul Project. February 2001.
http://digitalmedia.upd.edu.ph/digiteer/internet_soul.html
__ Ethermorph: The Shaman Acquires Her Powers through Initiation. June 2001.
http://digitalmedia.upd.edu.ph/digiteer/ethermorph/ethermorph.html
__ “Geocentricity: The Earth as Center.” Leonardo Journal of the International Society for the Arts, Sciences and Technology, Vol. 35 No. 3 2002.Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 2002.
__ “The Myth of the Divided Child”, Leonardo Electronic Almanac and Archive, Vol. 10 No. 5.Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 2002.
http://mitpress.mit.edu/LEA
LEVI-STRAUSS, CLAUDE, The Story of Lynx, Trans. Catherine Tihanyi. Chicago: University of Chicago Press, 1995.
MANOVICH, LEV, The Language of New Media. Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 2001.
MCLUHAN, MARSHALL, The Agenbite of Outwit. McLuhan Studies, Issue 2, 1996. Francesco

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder